Lilypie Fifth Birthday tickers Lilypie Fourth Birthday tickers Lilypie Second Birthday tickers

Bu arada olanlar 3-Canuşkam' ın doğumgünü..

Salı, Haziran 8 · Kategori: Canuska ve ben

doğumgünün kutlu olsun canım,
mutlu olsun benim diğer yarım...
18.06.2008

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

Deniz'in hikayesi... 55 kelimeyi geçmeden.

Salı, Nisil 8 · Kategori: Canuska ve ben

 

"çok uzun zamandır böyle hissetmemiştim kendimi.. senin yanında huzurluyum.” dedi adam.

"kaderde sen, güneşte akşam..."

kız kalktı, karşısına serilmiş denize baktı uzun uzun.

deniz kadar büyük bi dua geçirdi içinden:

“allah’ım bana o’nun çocuklarını doğurmayı nasip et. kızlarını,oğullarını...” 

 

kış,bahar,yaz oldu..

kızın duası kabul oldu..

duasını hiç unutmadı.

ve oğlunu o geceye adadı..

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (8) Yorum yaz!

ah İstanbul..

Cuma, Mart 21 · Kategori: Canuska ve ben

bazen..

tek bir kelime..

tek bir şarkı..

tek bir isim..

sizi olduğunuz yerden alır, ruhun gökyüzüne yükselmesi gibi,sizi kendinize  yukarıdan baktırır.... bana öyle etkiler yapan çok çok az şey vardır.. ama denk geldi mi sarsar koparır... öyle oldum.. önce Minnoşlar'ın anneciğinin (http://tatliminnoslar.blogspot.com) bloguna yazdığı 4 satır beni bi hallaç pamuğuna döndürdü.. ona da söyledim... "nerden çıktı şimdi bu?" diye.. sonra da Aysun'cum "balık ekmek" dedi, "Eminönü" dedi... Firdevs'in attığı yerden kaldırıp başka bir yere attı.. 

eşimle tanışana/ ona aşık olana ve dolayısıyla buraya dönene kadar İstanbul'da yaşayan, İstanbul'un istisnasız  her köşesini seven ve özleyen bir insan olarak "benim İstanbul'um" u hatırlattılar bana öğlen öğlen ve ben eski günlere dalıp bi iç çekişle beraber buraya döküleyim istedim.aklımdan da hafta sonu için kaçış planları geçerek..

diyebilirsiniz ki, "olduğun yerden İstanbul çok mu uzak, atla git" ... ki haklısınız.. ama öyle olmuyor inanın,olmuyor.evet gidiyorum.. ama nereye? (bu yazdıklarımı hiçkimsenin yanlış anlamamasını istiyorum, lütfen..)

eşimle beraber gittiğim İstanbul, başka bir İstanbul.. eşim Nevizade'yi sevmez.. tarzına uymaz.. ben Nevizade'ye aşığımdır. Aslanım'ın her köşesinde hatıram vardır... mezuniyetimden sonra sabaha karşı 4'te masalarına çıkıp oynamışlığım bile vardır..:) benim İstanbul'umda Nevizade vardır...eşime kalabalık gelir, sarmaz onu,kasar.. kıyamam... 

İstiklal Caddesi boydan boya yürünür benim İstanbul'umda.. eşim istemez.. "ne?" der "sonuna kadar mı? bak şuraya kadar yürüyüp dönelim, olur mu?" olur...:)

arada Halep Pasajı'na girilir, Atlas'a uğranılır.. "ne alıcaz biz buradan?" der. Karga ona bakar, o Karga'ya:)

Viktor Levi, Pano olmazsa olmazdır... Pano'da ancak bir kere yemek yiyebildik birlikte, o da "hayatım bir an önce yiyip gidelim, çok doldu ya.." dedi:)

ben Beyoğlu'nun arka sokaklarındaki gümüşçülere, Kız Sanat Okulu' nun daimi sergisine uğramadan geçemem.. ama sevgili eşim, "sokaktan gümüş alınmaması gerektiğini" düşünür.. kıramam..

arkalara, ocakbaşına gider, dürümümü yerim.. dönüşte Büyükparmakkapı Sokak'ta biramı içer , Beyoğlu çikolatımı alır, otobüse binerim.. ama eşim dürümü orada yemez, birasını orada içmez çünkü "adamların tipleri bozuk" tur, otobüse de binmez...

ben Terkos Pasajı'na mutlaka uğrar, travestilerle yanyana tezgahlara bakarım.. eşim "aşkım çantana dikkat et. napıcaksın bunları,gel doğru dürüst bi yerden al ne alacaksan" der, çıkarım...

Beşiktaş'a kadar yürürüm ben.. Alman Konsolosluğu'nun önünden, 2 yıl oturduğum, "ah dili olsa konuşsa" dediğim, evimin önünden-Gümüşsuyu, askeri hastanenin tam karşısı, eski Pucci'nin sokağı- yürüyerek geçer, inerim Beşiktaş'a.. Hakan Pastanesi'ne uğrarım, Beşiktaş Pazarı'na.. Kabalcı'ya.. sonra motora biner karşıya geçerim..

Eminönü'ne giderim, Mısır Çarşı'sında gezerim, fotoğraf çekerim.. Çınaraltı'nda oturur, çayımı içerim, kitabımı okurum... Sirkeci'ye yürürüm, her 10 adımda bir fotoğrafını çekecek başka bir şey bulurum...

 

yani eşim hakkında farklı düşünmenizi istemem.. kırmaz beni, istediğim yere gelir ama o çaktırmasa da zevk almadığını anlarım.. iki ayrı kutup gibi şekillenir bizde İstanbul, onunki ve benimki.. onunki benim adapte olamadığım benimki onun adapte olamadığı tipten.. ben akmerkez sevmem mesela. ama o sever. ben yemeğimi etiler'de yemem, o yer. ben beymen'e girmem, o girer... Cadde benim için bir alışveriş merkezi değildir, onun için öyledir.. yani farklıyız biraz.. ama uyarız birbirimize..

 

bunları niye yazdığımı da bilmiyorum gerçi...özledim sadece.. öğrenciliğimin İstanbul'unu...

İstanbul'da kaybolmayı.. İstanbul'da erimeyi..

 

insanların statülerinin değişmesi ile de ilgili bu aslında.. öğrenciyken başka oluyor hayat, iş güç sahibi olunca başka.. baktığımız gözlük değişiyor belki.. adı ne bunun bilmiyorum ama çok özlüyorum...

 

ben buraya dönerken, döndükten sonra İstanbul'suz yapamayınca, evlenmeden çooook önce, canuşka bana "git" demişti.. "burada mutsuzsan, bu şehirde yaşayamayacaksan git, nasıl olsa gelirsin, ben gelirim mutlaka görüşürüz, ayrılacak değiliz ya..."

ki bunun için çok iyi iş teklifleri de vardı elimde.. destekledi hep beni .. "nerde mutluysan orayı seç" dedi..   gittim.. uzun zaman peşinde koştuğum o işi kabul ettiğimi söylemek için...ama yapamadım.. anladım ki o duygu, AŞK, sen istediğin zaman diil o kendi istediği zaman çalıyor kapını... olmadı, canuşka olmadan ne İstanbul'un tadı kaldı ne de benim.. aradım bunu anladığım an "geliyorum ben" dedim.. "istemiyorum sensiz bi İstanbul" mutlu oldu, "gel" dedi... "gel ve bi daha gitme.." geldim, kaldım..

pişman mıyım? asla!

 

sadece İstanbul'umu özlüyorum.... that's all!

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (17) Yorum yaz!

canuşkam'ın blogu..

Pazartesi, Ekim 12 · Kategori: Canuska ve ben

 

http://canuskam.blogspot.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

Nazım demişken...

Pazartesi, Eylül 1 · Kategori: Canuska ve ben

 
Ben senden önce ölmek isterim.

Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun?

Ben zannetmiyorum bunu.

İyisi mi,beni yaktırırsın,

odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun.

Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun

ki içinde beni görebilesin

Fedakarlığımı anlıyorsun

vazgeçtim toprak olmaktan,

vazgeçtim çiçek olmaktan

senin yanında kalabilmek için.

Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.

Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin.

Ve orada beraber yaşarız külümün içinde külün

ta ki bir savruk gelin

yahut vefasız bir torun

bizi ordan atana kadar...

Ama biz o zamana kadar

o kadar karışacağız ki birbirimize,

atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.

Toprağa beraber dalacağız.

Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip

filizlenirse

sapında muhakkak

iki çiçek açacak : biri sen biri de ben.


Ben daha ölümü düşünmüyorum.

Ben daha bir çocuk doğuracağım

Hayat taşıyor içimden.

Kaynıyor kanım.

Yaşayacağım ama çok pek çok,

ama sen de beraber....


bu şiiri, bu Piyale Madra resmiyle birlikte iki eylülde koymuşum canuşkam içi hazırladığım bloga.

Nazım demişken çok sevdiğim bu şiiri de paylaşayım dedim...

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

kedi ben/ ben kedi

Pazartesi, Ağustos 17 · Kategori: Canuska ve ben

şimdi bu kedi ne alaka diyebiliriz .....

şöyle bi alaka efendim...: bugün pazartesi olmasına rağmen bende zerre çalışma isteği/şevki/çabası yok! ki ben pazartesi sendromu denen  hadiseyi yıllar yıllar önce bitirmiş bi insan evladıyım. pek yaşamam yani.. genelde işlerimin sırası, ne zaman ne yapacağım belli olduğundan panik de  olmam..

ama bugün ne işe gelesim vardı ne toplantı yapasım.. hatta mümkünse telefonlara bile bakmasam... şimdi,bu kedi cinsi bende hep tembelliği çağrıştırdığından kediliğim üstümde diyebiliriz.... şu an da istediğim, bi sıcak soba arkası:) sobada kızaran ekmekler, üzerlerine sürmek için tereyağı hazır ve vişne reçeli:) ve pek tabii ki bir fincan çay:)

çok şey mi istiyorum?

el-cevap:evet!

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

yaptım işte:)

Çarşamba, Ağustos 12 · Kategori: Canuska ve ben

 

hani demiştim ya “onun için hazırladığım blogun yanında bi sürpriz daha yapıp sevgili eşimin adını kalbimden sonra bedenimde de ölümsüzleştireceğim” diye, yaptım..

dört eylül günü,  kalktım İstanbul’a gittim ve girdim kapıdan içeri…

“acaba uyuştursalar mı” diye düşünürken yakalayınca kendimi, “saçmalama kızım, sen iki doğum yapmış insansın, ne münasebet” diye kendimi yanıtlayarak bi nevi kahramanlık yaptımJ

sonra iğneleri görünce “N’den sonra kaçayım ben, tek harf yeter” diye bi şaka yapayım dedim, o da olmadıJ

neyse, paşa paşa oturdum..

evet acıyacaktı ama olsundu, “acı yoksa aşk yok” tu ne de olsa.. yazı karakteri seçildi, şablonlar hazırlandı..

en sondaki küçük n’den başlayarak önce dış hatlar yazıldı, sonra iğneyle içi dolduruldu…evet, acıdı ama çoooook abartılacak bi acı değil (di)

herşey iyi gitti..

ta ki en baştaki büyük n’ye gelene dek…

hem büyük olması, hem tam damarımın üstüne gelmesi hem de bilek derisinin vücudun diğer yerlerinden daha ince olması sebebiyle, önce dişlerimi sıktım, sonra gözlerimden yaşlar boşandı… derin derin nefes almaya başladım.. masadan kalktığımda ise dövmecinin koltuğunda tırnaklarımın izleri vardıJ

 

evden içeri girdiğimde saat 20.30 olmuştu ve sevgili eşim bilgisayarının başında çayını yudumlarken yanına dikilip “hayatım sana bi sürprizim var” dedim ve bileğimin içini gösterdim…. yaklaşık 1 dakika dövmeye bakakalıp konuşamadıktan sonra, içimde hayal kırıklığı ile

“hoşlanmadın mı” dedim

“deli misin sen? gurur duydum, şok oldum sadece” dedi ve dövmemin üstüne bi küçük öpücük kondurduJ

 

tabi bu arada "inşallah pişman olmazsın" demeyi de ihmal etmedi..

 

tüm gece boyunca ara ara çevirip bileğime baktı…

bunu hala ara sıra yapıyorJ

 

dövmemi seviyorum:)

 

bu arada blogu da tatildeyken gösterdim, o da ayrı bi şok yarattı onda... o kadar şeyi oturdu, okudu... ama bayıldı :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (11) Yorum yaz!

« Önceki ::