Pazartesi, August 18 · Kategori: Icimden gecen aklimda kalan
gözüm yaşarıyor,
yüreğim kanıyor,
olmasaydı sonumuz böyle...
yılın o günü geldi mi içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor.. yapmam gerekenlerin yani günlük rutinin dışına çıkarsam bir şeylere, birilerine hakaret etmiş olmaktan korkuyorum..
9 yıl olmuş tam.
inanması öyle zor ..
“kıyamet kopalı”, “dünyanın sonu geleli” tam 9 yıl olmuş.. bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlayalı ve bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayalı...
takvimlerin her sene dönüp dolaşıp bu tarihi hiç pas geçmeden gözüme gözüme sokması da cabası..
anlatmak öyle güç ki..
“yaşamayan bilemez” in kelime anlamını tam bulduğu birkaç nadir durumdan biri bu.. mantığın, aklın çok dışında... yoksa nasıl her gelen “veda” haberini, “aaaa” diye karşılayıp, “toplam 12 kişi olmuş” diye sayabilirsiniz ki gidenleri? insanlar, vedalar sadece sayıdan ibaret nasıl kalabilir?
ne zaman ki hayat biraz daha normale dönüyor, elektriğiniz, suyunuz, ekmeğiniz oluyor, ondan sonra anlıyorsunuz, ondan sonra insanın kafasına balyoz gibi iniyor olan biten... üstünüzden tır geçmişçesine ezilerek karşı karşıya geliyorsunuz gidenlerden kalan kocaman boşlukla...
o gece, yer yarılıyor sanıp kendimizi dışarı attığımızda “işte kıyamet” demiştim.. “güneş bir daha asla doğmayacak”..
üstüne ne güneşler doğdu ve battı..
acılara alışıldı...
yıllarca karanlıkta uyuyamamak..
duyduğum her ambulans sesinde nerede olursam olayım/ne yaparsam yapayım donup kalmak..
oryantasyon bozukluğu..
panik atak tedavileri..
serdivan deprem şehitliğini ziyaretler..
vesaire vesaire..
ama alışamadığım bir senin yokluğun oldu “koca yürek”..
03.02’de evden çıktığımda 04.30’da evinin sokağındaydım... enkazdan kapanmış sokağına baktığımda karanlıkta göremedim hiçbir şey.. arada biri iki ev kalmıştı ayakta, senin evin üç katlıydı, yıkılmamıştır diye öyle emindim ki.. anneme bakıp “elçırpan sanırım çöken” demiştim... bu apartmanın, gözümün feri, canımın yarısı NT’nin çocukluğunun/ilk gençliğinin geçtiği ev olduğunu, birkaç yıl sonra öğreneceğimi bilmeden.. yıkılan o olsun istemiştim, senin evin yerine.. emindim.
ilk şoku atlatıp, sabaha erdikten sonra yine geldim. herkes oradaydı.. bi sen yoktun.. kardeşin, annen..
babana baktım.. eniştene..
seni sordum....
“gitti” dediler..
“nereye?” dedim, “eve baksana elif” dediler..
baktım.. ama seni diil, askerleri gördüm.. ambulansları.. yerdeki kanları, paramparça olmuş mobilyalarını, yatağını, kitaplarını, cd’ lerini, üst kattaki yaşlı teyzenin saçlarından kalan parçaları...
seni çıkarıp ambulansla göndermişlerdi, sena’yı çıkarıyorlardı ve anneni..
gerisini hatırlamıyorum...
senden sonra, sürekli haberler geldi.. gidenlerin haberleri.. öyle bir zamandı ki o, duyunca ilk olarak insan “hemen mi ölmüş?” diye soruyordu.. ve buna “evet” cevabını almak için dua ediyordu..
o beton yığınları arasında kalıp kurtarılmayı beklememiş olmanız için...
ne olup bittiğini anlamadan, güzel rüyalar görüyorken gitmiş olmanız için...
ve hep bununla teselli buldum..
uyuyordun, uyanamadın... uykudan sonsuzluğa geçtin ...
aradan aylar geçti..
okulum açıldığı için istanbul’a dönmek zorundaydım..
arada hepi topu 150-
her cuma, yine çadırlara dönerek..
yine bir cuma buraya döndüğümde senin evinden kalanlara uğradıktan sonra arkadaşlarımla buluşmuştum. depremden önce sana çok yakın oturuyorlardı.. içlerinden biriyle yeni tanışmıştım ve depremden konuşurken “lisenin karşısındaki evdekilerin durumu çok kötüydü” deyince ortaya çıktı kendimi meğer aylarca kandırdığım..
hayır, uykudan geçmemiştin sonsuzluğa..
saatlerce beklemişsin..
dışarıda seni kurtarmaya çalışan insanlardan su istemişsin..
sana betonların arasındaki deliklerden su vermişler..
“neden çıkarmıyorsunuz bizi buradan?” demişsin..
birkaç saat geçip de hala yardım alamayınca “sizin allah’tan korkunuz yok mu hiç?” demişsin.. “sesimi duyuyorsunuz, ben de sizi duyuyorum neden çıkarmıyorsunuz?” diye sormuşsun..
sana diyememişler “üzerinde tonlarca taş var, beton var.. üstünde cesetler var.. çıplak ellerimizle nasıl alalım bu tonlarca ağırlığı?” anneni sormuşsun, sena’yı... diyememişler “cenazeleri senin yanı başında...” “çıkardık onları” demişler, “hastaneye gönderdik, seni de çıkaracağız, az dayan..”
dayanmışsın gücün yettiğince..
ama güç de sınırlı ömür de...
ve ne değişti?
sen gittikten sonra çok uzun süre ben de mavi de kendimize gelemedik.. senden kalanlarla yetinmeye çalıştım ben..
yazdıklarınla, fotoğraflarınla, elinin değdiği ne varsa onlarla...
senden kalanlarla yetinen başkaları da oldu..
senin bıraktığın –hem de büyük acılar içinde bıraktığınla- kendine yeni bir başlangıç yapıp, yeni bir hayat kurmaya çalışan.. aklımı, kalbimi isyan ettirerek... “olmaz” dedim, “o’nun hatırası, gölgesi üzerine bu ne cüret...”
oldu mu? olmadı.. yürümedi.. geride üç mutsuz bıraktı... biliyorum, haberin var hepsinden ama affedersin sen..
ve ben seni çok özledim, hala özlüyorum..
babanı hep aradım başlarda.. ama sonra yapamadım.. nasıl yıkıldığını, nasıl çaresiz kaldığını ve bu çaresiz özlemin onun dengesini nasıl bozduğunu gördüm.. dua etmekten başka bir şey kalmadı yani..
ve seni özlemekten..
Yasemin geldi, hoşgeldi...
Pazartesi, Haziran 21 · Kategori: Icimden gecen aklimda kalan

Hande'nin yani küçük görümcemin ve Taylan'ın sevgili kızı Yasemin 19 Temmuz Cumartesi gecesi 23.30'da İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde dünyaya gözlerini açtı..
Ailemiz giderek büyüyor...
Hoşgeldin Yasemincik...
Bu arada olanlar 4- Miltemim'in dest-i izdivacı;)
Salı, Haziran 8 · Kategori: Icimden gecen aklimda kalan

şu hayatta, "erkek olsam kesinlikle sana aşık olurdum" dediğim insan, canım Meltem'im sevgili Fırat' ıyla dünyaevine girdi..
bize de bol bol mutluluk dilemek düştü...
hep böyle mutlu kalmaları için dua etmek..
29.06.2008
Bursa
ve... geldi !
Perşembe, Nisan 1 · Kategori: Icimden gecen aklimda kalan
ve işte geldi..
içimin bayramları, şenliği..
en sevdiğim ay: mayıs!
nedeni olmadan, içine hiçbir anlam yüklemeden, maziden bi şeyler katmadan, bir nedene bağlamadan..
adı için, böyle olduğu için, o "mayıs" olduğu için, rüzgarı için, her yıl Mayıs'ın ilk günü, Beşiktaş'ta, o salaş kahvede, tek başıma oturup, mis gibi çayımı içerken gelişini kutladığım için...
"kız çocuklarına nisan, eylül diye isim konuyorsa neden mayıs da konmasın ki?" diye düşündüğüm 'geniş zamanlar' için..
her yeri saran hanımeli kokusunu daha bir keyifle içime çektiğim için..
bu naif çiçeği bu ayda vazomdan hiç eksik etmediğim için.
beylerbeyi'nde, çaydanlık'ta oturup içinden mayıs geçen şiirleri okumanın tadını hiçbir şeye değişmediğim için..
vesaire vesaire vesaire..
benim ayım geldi..
dilerim getirdiği de güzellikler olur, sevgi olur, barış olur..
Yağmur...
Çarşamba, Nisil 9 · Kategori: Icimden gecen aklimda kalan
|
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
|
|
|





